...

1.6.2021
797

TE-VA-ZU?

 Merhaba Sevgili Okurlarım. Hepinizi güzel yaz günlerinin içimizi ısıttığı mis gibi balkon manzarasından selamlıyorum. Geçenlerde bir dergi makalesinde karşılaşıp üzerine uzun uzun düşündüğüm “TEVAZU” kavramı bugün kalemimi oynatmama sebep oldu. Açıkçası son zamanlarda insan ve Müslüman kavramının indirgendiği tanımlardan duyduğum rahatsızlık, toplum bilinci ve hayata bakış açımızın eski değerlerimize olan uzaklığı ve bunların mütevazılık kavramına ördüğü kalın duvarlar beni bir hayli üzüyor. Öyle ki peygamberi koyun çobanlığı yaparak geçimini sağlamış ümmetin ataları da Ötüken’in bozkırlarından gelip tevazuyu bu topraklara ilmek ilmek işlemişler, üstünlüğü ilimde, bilekteki kuvvette ve inançta beslemişler ve büyütmüşlerdir. Dergâhtan Bergâha birçok örneğini açıp okuyabileceğimiz bir ecdada ve bu kuvvetle muhtemel sağlam kültürel değerleri olan bir yapıya sahipken bizler nasıl bu hale geldik bilemiyorum doğrusu. Hz. Ali bir hadis-i şerif’te der ki: “İnsan tevazu ile yükselir. Yüksekliği istedim, onu alçak gönüllülükte buldum.”  Peki, bizler ne istiyoruz? Şuradan çıkıp tarihin izlerini her yerde görebileceğimiz Anadolu topraklarında, evliyalarla, âlimlerle bezenmiş 600 yıllık devletin mihenk taşlarından biri olan “TEVAZU”  bizde nerede? Kendime ve dahi sizlere bu soruları sorarken, Osmanlı’nın en şaşalı döneminde 3 kıtaya hâkim olan Kanuni Sultan Süleyman Han, namı değer Muhibbi merhumun şu beyitleri aklıma geliverdi. 

“Hay huydan fariğ ol âlemde sultanlık budur

Pendini gûş eylegil mûrun Süleymanlık budur” 

Şair Muhibbi beyitte der ki: dedikodu, gösterişten uzak ol, zira gerçek sultanlık mütevazı ehli olmaktır. Eğer karıncanın sözünü muhatap alırsan Hz. Süleyman gibi olursun.

Hz. Süleyman ve karınca hikâyesine atıf yapılarak yazılan bu beyitte hem peygamber olan Hz. Süleyman’ın hem de padişah olan Süleyman’ın tevazusuna hayran olmamak elde değil. Tevazu, Cenâb-ı Hakk’ın büyüklük ve hiddetini bilmek ve kendi acizliğinin farkında olmakla birlikte riya, kibir ve haset ile de ters orantılıdır. Bizler bu tanımlamaya ne kadar uygunuz bir durup düşünmek gerek. Yahu, Yavuz Sultan Selim Han, Mısır fatihi bile öyle giyinirmiş ki kimse halktan ayıramazmış onu. Ama ne yapmış, oğluna ağzına kadar dolu bir hazine bırakmış. Peki ya biz? Aman benimki seninkinden fazla olsun, aman efendim benimki daha güzel olsun, aman malımız bizim kimliğimizin şekillendirici unsuru olsun. İlim sahibi olmayalım, maddi yüksekliğimiz manevi yüksekliğimizden fazla olsun. İnsanların gözüne gözüne sokalım. Ee sonra ne oluyor? Manen değil, madden yükselmeye çalıştıkça gönül yüzümüz de düşüyor. Şeyhülislam Yahya der ki: 

Bahr isende katre-i nâçiz göster kendini

Yani, deniz gibi büyük ve haşmetli olsan da bir damla gibi görünmelisin. 

Allah bizi damla gibi görünüp, derya olan kullarından eylesin. Veren de O, alan da O’dur. Onlarca fakülte bitirsek de, ceplerimiz dolu olsa da beş vakit O’nun huzurunda eğilmedikçe yükselemeyiz. Büyüklerimiz; “Tevazu et büyüklenmek Allah’a mahsustur.” buyururlar. Allah tevazu süsünü yakalarımıza takıp, ruhlarımıza aşılamamızı nasip etsin. Son olarak sözlerimi şu beyitle tamamlamak istiyorum:

“Neşv ü nemâ eyleyemez düşmeyicek hâke nebât 

  Mütevâzı’ olanı rahmet-i Rahmân büyütür”

Lâedrî

(Bir bitki henüz tohum halindeyken tevazu ile toprağa düşmedikçe gelişip büyüyemez. Zira alçak gönüllü olanı Allah’ın rahmeti büyütür.)

Selametle…


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz
park hayat