...

11.10.2021
705

MUHİT-İ EDEB-İ KÜTAHYA

Merhabalar sevgili okurlarım. Sizleri gam deryalarından bir tarih çarşısına doğru giden, mis gibi hakikat kokmuş aydın bir milletin saba rüzgârıyla selamlıyorum. Esen her hakikat gönlümüze ferahlık getirsin. Aklımda Kütahya ile ilgili üçleme bir seri yapma fikri vardı. Fakat içine girdikçe derya denize deniz okyanusa dönüştü. Erişilesi, anlatılası o kadar çok şey varmış ki, ben bile şaşırdım doğrusu. Ee Kütahyalı olduğumuzdan bir kez daha gurur duyduk. Bu yazımızda biraz daha naifleşelim, edebi muhitimizi; bu muhitin elinden tutanları, elinden tutulanları konuşalım istedim. Hakikaten Germiyanoğlulları Beyliği çok sayıda önemli şair ve edip yetiştirmiştir. Kaç şehzadeye, kaç devlet büyüğüne, kaç paşa ve beylere ev sahipliği yapmış; her bir köşe de manzumların, manzumelerin sesiyle kaç şair mükâfatlandırılmıştır. Öyle demeyin bir kasideyle zindandan çıkan şairler bile var. Ya öyle şey mi olur hiç? Düşünün işte o dönemde âlime, şaire verilen kıymeti. Bakınız Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan henüz 19 yaşında yazdığı Cemşîd ü Hurşîd’i babasının beğenisine sunmuş ve padişahın takdiriyle eserinin kıymetleneceğini düşünmüştür. Eğer padişah beğenirse insanlar da bu şiire kıymet verir. 

Begenürse eger ol şâh-ı ‘âlem 

Bu ebyâtı begenür cümle ‘âlem 

Ve ger redd ide ne denlü ola hub 

Görinür il gözine hor u ma‘yub

Cemşîd ü Hurşîd

Yani anlayacağınız kelam bu kadar kıymetli işte. Koskoca padişahlar niye şair olsun yoksa. Neden âlime, şaire, şiire bu kadar kıymet versin? Ee bunda bir sır var demek ki. Zaten gerek Germiyan da gerek Osmanlı da liyakat sahibi olan göz ardı edilmezdi. Öyle ki Fatih Sultan Mehmet zamanında tam bir kültür merkezi olan Kütahya, Kanuni’nin iki oğlu Şehzade Bayezid ve Şehzade Selim bu şehirde sancak beyliği yaptılar. Bu da Kütahya’nın edebi ve kültür yönünden daha da gelişmesini sağladı. Kanuni gibi bir devrin sancak beyliği bugün sadece leblebisiyle övünüyor. Sanki Şeyhi (Hekim Sinan) bizde değil gibi sanki Ahmed-i Dâî biz de değil, Dönenler Tekkesi, Karagöz Ahmet Paşa Camii bizde değil gibi. Yahu Şeyhi (Hekim Sinan), Anadolu’nun en mühim göz doktorlarından biri. Kendisi Kütahya’nın il sınırları içerisinde metfun. Fatihalarımızı esirgemeyelim. Diğer yandan Devlet-i Aliyye’nin en parlak zamanlarında her iki şehzade de Kütahya’da birçok şair toplayarak edebi bir çevre oluşturmuşlardır. Şehzade Bayezid zamanında şehrin imarı hususunda da bir gayret hâkimdi. Büyük masraflar harcanmış ve bu mühim kültür merkezi şehzadenin sarayı etrafında edebi ve kültürel yönden büyük gelişmelere şahit olmuştur. Kendisi de Şahi mahlasıyla şiirler söyleyen Şehzade Bayezid’in himayesi altında bulunan başlıca şairler şunlardı: Gubari Abdurrahman Çelebi, İşreti, Ca’fer-zâde Muhlis, Firaki. Gubari aynı zamanda kendisinin hocasıdır. Sahn müderrisliğine kadar yükseldiği halde bu makamı terk ederek Kütahya’ya dönen ve Şehzade Bayezid’in himayesi altına giren Firaki camilerde vaaz vermekle meşgul olmuştur. Kasideleri, gazelleri ve kıt’aları vardır. Vaaz esnasında biri söylediklerine itiraz etse hemen “filan zamanda bir kâfir vadı” diye bir hikâyeye girişir, itiraz eden şahsı kâfirlikle suçlardı. Aman hocam ne yaptın derseniz; ben demiyorum valla kaynaklar diyor. Bizde kaynaksız iş olmaz. Ee adam da Kütahyalı.

Konumuza tebessümle devam ederken; Şehzade Bayezid’den sonra Şehzade Selim Kütahya’da padişah oluncaya kadar beş yıl kalmıştır. Celâl Bey, Nihani Durak Çelebi, Hatemi, Kara Fazlı, Hubbi Hatun, onun damadı Vusulî, Visali Çelebi, Deruni, Gelibolulu Ȃli; Manisa ve Konya’dan şehzadeyle beraber Kütahya’ya gelmişlerdir. Bunlara yeni olarak; Sarı Re’yi, Makasi Mustafa Bey, Seyyid Meşami, Nigari mahlaslı Nakkaş Haydar, Zihni Bali Çelebi, Merdümi Çelebi, Tezkire sahibi Ahdi, Cami Bey ve Seyyid Haşimi de katılınca çok kalabalık bir şairler topluluğu meydana geldi. Bu kalabalık edebi zihinlerin cümbüşünde Şehzade Selim, sarayında şairleri toplayarak sohbet meclisleri yapmış, şiirlerini beğendiklerini mükâfatlandırıp, şairleri şiir yazmaya teşvik etmiştir. Dolayısıyla da edebiyatın gelişmesinde katkıda bulunmuştur. O sohbet meclislerinden birinde şiir söylemeyi çok isterdim. Günümüzde böyle bir meclise rastlamak zor olmakla birlikte şiir söyleyene de garip garip bakıp; “Bu ne diyor?” diyorlar. İşten güçten şiire vakit mi var da diyebilirsiniz. Ben de diyorum ki: bu vatan toprakları şiirle yoğruldu. Bugün han hamam kitabelerinde bile tarih düşürülürken bir edebi dil hâkimdir. Okuyanı alır götürür. Horasan Erenleri, Mevlanalar, Ahmed Yeseviler, Yunuslar bu toprakların gönül mimarıdır. Ülkeyi inşa ederken de harcın içine kıt’alar, kasideler, gazeller karıştırmışlardır. İşte bu boyası şiir, ahşabı edebiyat olan güzel şehirlerimizden Kütahya’da, bir mum ışığını güneş kadar parlatan ne kadar âlim, şair, devlet adamı varsa hepsinin “bilinmesini”, “kıymetinin bilinmesini” arzu ediyorum.

 Biz de acaba bir Divan-ı Kütahya mı yazsak ne yapsak? Elimizden tutan olur mu? 

Hele bi elimizde olanların kıymetini bilelim de gerisi Allah’a emanet. Haa, sizlerde.

Sözü candan gelen yârın leb-i handanını buldum 

Sözümü can ile dinlen ki sözün canını buldum

Necâtî Bey Div.

KAYNAKÇA:

1) Dr. Haluk İpekten, Divan Edebiyatında Edebî Muhitler,(İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1996) 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz
park hayat