Devletin Kuruluşunda Kütahya Gelini ve Düğünü

KADİM MEDENİYETİN KADINLARI 3: “GERMİYAN SARAYININ DÜRDÂNELERİ”

 

Merhabalar sevgili okurlarım. Tarih, kültür ve medeniyet kokan “Kuruluşun ve Kurtuluşun” topraklarından hepinize selam olsun. Bugünkü yazımızda “Kuruluş” kelimesine vesile olan Germiyanlı (Kütahyalı) hanımlardan bahsedecek ve sizleri bir düğüne davet edeceğim. Devletlerin düğünü, devlet sultanlarının düğünü! Semada kıyılan nikahlar gibi devletlerin ruhu da semada kurulur. Bu ruh onu 600 yıl boyunca ayakta tutacak bir başlangıcın kıvılcımları gibidir. O kıvılcımı yakan da çok uzakta değil! Kütahyalı Devlet Hatun’un ta kendisidir. Bu kutlu vesileyle devletin bekası için yuva kurmak onları “DEVLET GİBİ KADIN” yapmıştır. O zaman haydi! Bu kutlu düğüne iştirak ederek, Şahlanıp Devlet olmuşları anlatmaya!

Hiç şüphe yok ki Germiyan beyliği devrinin büyük ve güçlü beyliği olması hasebiyle bu topraklarda olan her türlü değişim ve gelişmelere ev sahipliği yapmış, Osmanlının kuruluşunda etkin bir rol oynamıştır. Devlet büyüklerinin yanında daha önceki yazılarımızda bahsetmiş olduğumuz “Türk Kadını” da etkinliğini kaybetmemiş, zaman zaman siyasal, sosyal hatta manevi bağlar kurarak devletler arasında sağlam birer köprü oluşturmuşlardır. Bunun en güzel örneklerinden biri Germiyan topraklarına bir dostluk bağı vesilesiyle gelin olarak gelen; “Mutahhare (Mutahhara) Âbide Hatun” dur. Öyle ki Mutahhare Âbide Hatun, Germiyan beyliğinin Mevleviliğe giden yolunda filizlenmiş bir tohum gibi Mevlânâ’nın Kütahya topraklarında çiçek açmasına vesile olmuş, Germiyanoğlu Süleyman Şah ile evlenerek aradaki dostluk bağlarının kuvvetlenmesini ve Mevleviliğin Kütahya topraklarında yaygınlaşmasını sağlamıştır. Nitekim Osmanlı sarayına gelin gidecek olan Devlet Hatun’un annesi de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin torunu Mutahhare Hatun’dur. Bakınız bu toprakların kılıç ve kalkanların yanında birde manevi kurucuları vardır. Bu manevi bağ Kütahya sarayından Osmanlı sarayına uzanan bir incelikle kurulmuş ve atılan bütün adımlarda Allah dostlarının manevi destekleri devletin sırtından hiç eksik olmamıştır. Bu bağın bir hanım vesilesiyle kurulması da azımsanmayacak derecede önem teşkil eder. Bununla birlikte haklarında fazla bilgi sahibi olmadığımız Germiyanoğlu Kerimüddin Ali Şir’in kızı, Süleyman Şah’ın kızı (Devletşah Hatundan başka), I. Yakup Bey’in Ulu Arif Çelebi’nin müridi ve öğrencisi; İnanç oğlu Murat Arslan Beyin eşi ve İnançoğulları Beyliği’nin (İnançoğulları Beyliği veya Ladik Beyliği, 1261-1368 arasında Denizli ve Ladik çevresinde hüküm süren II. Dönem Anadolu Türk Beylikleri'ndendir.) son beyi İshak Bey’in annesi olan kızı, I. Yakup’un Karahisar Bey’in eşi olan bir başka kızı, II. Murad’ın “Ana Hünkar, Şah Ana” diye hitap ettiği bilinen Germiyanoğlu Yakup Bey’in eşi Paşa Kirace (Kerime) Hatun da Germiyan sarayının önemli hanımları olarak, yapmış oldukları evlilikler ile toprakların genişlemesi, güçlenmesi ve dostluk bağlarının kurulmasıyla Beyliğin devamını sağlamış önemli hanımlardır. Ve bu hanımların haricinde öyle biri vardır ki Osmanlı Şehzadesi ile evlenerek eserlere konu olacak bir düğünün sahibi ve topraklarımızın “çeyiz” hususunun da başrolü olmuştur. Evet! Sevgili okurlarım, sizleri de yazımızın başında davet etmiş olduğumuz düğün; Devletşâh Hatun ve Şehzade Bayezid (Yıldırım Bayezid)'in düğünüdür.

DEVLETLERİN DÜĞÜNÜ;

 

ayşeGiderek güçlenen Osmanlı Devleti ile ilişkileri iyi tutmak ve kuvvetlendirmek amacıyla Germiyan Beyi Yakup Bey, dönemin meşhur âlimlerinden İshak Fakih’i Osmanlı sultanına elçi olarak göndermiş, İshak Fakih beraberinde iyi cins atlardan, Denizli’nin meşhur bezlerinden, Germiyan atlasından, altın ve gümüşlerden oluşan hediyeleri de alarak doğruca Murad Han’ın Edirne’deki sarayına gitmiştir. Sultan tarafından kabul edilen elçi: “Kızımızı oğlunuz Bayezid’e alınız. Yanında çeyiz olarak, birkaç parça şehirde verelim” diye teklifte bulunmuş Germiyan Beyi kızına çeyiz olarak da Kütahya şehrini, Simav vilayetini, Eğriöz (Emet) kalesini ve Tavşanlı kalesini vereceğini de Sultan Murad’a söz vermiştir. Sultan Murad bu teklifi kabul etmiş ve Bursa kadısı Koca Mahmud Efendi ve


eşini, Emir-i Âlem Aksungur Ağa ve eşini, Çavuşbaşı Demirhan’ı ve Şehzade Bayezid’in dâyesini (dadısını) Devlet Hatunu istemek üzere Germiyan sarayına göndermiş ve bu şekilde söz kesilmiştir. Söz kesildikten sonra Sultan Murad, payitaht Bursa’ya gelmiş ve düğün hazırlıklarına başlamıştır. İlk önce Karamanoğlu, Hamidoğlu, Tekeoğlu, Saruhanoğlu, Menteşeoğlu, Aydınoğlu, Kastamonu Beylerine, Mısır sultanına bu mutlu güne katılmaları için “okuyucular” gönderilmiştir. Düğüne; Gazi Evrenos Bey ve hatta Rumeli’nden bazı haraçgüzâr Hıristiyan knezleri (prensleri) de davet edilmiştir.

Bir ay sürdüğü söylenen düğün şenliği Hoca Sâdeddin’in kaleminden şu şekilde anlatılmaktadır:

“H. 783 (M. 1381) yılında dünyanın canlandığı, bütün bitkilerin parıldadığı bahar eyyamında, cihanın dört köşesine hâkim sultanın yüce tali’i (Talih) şeref burcundan doğduğu günlerde yeşil çimenlerinde, ince narin kadınlar gibi bitkiler, bahçelerin temiz kızları gibi çiçekler yapraklarını açtıkları o demde, cenneti andıran Bursa’da, bir ferah yerde, eğlenti meclisinin, safa toplantısının kuruluşuna başlandı. Bu neş’eli mecliste döşekler serildi, çeşitli yiyeceklerle dolu siniler, sofralar kuruldu. Devlet erkânı, padişahın yakınları, rütbe ve görevlerine göre kendilerine ayrılan yerlere oturdular. Çevredeki hükümdarlardan, krallardan çeşitli armağanlarla gelen elçiler her zamanki gibi ağırlandılar. Mısır ve Suriye hükümdarlarının elçileri, bu sultanın sevgilerini bildiren mektupla gelip, boylu poslu kula ve yürük atlar getirmişti. Bunlar, padişahın cihad yolunda kullanılmak üzere yetiştirilmiş olan cins atları arasına alındı. Ayrıca Arap işi nefis eşyalar ve sultana yakışan hediyeler sunulduğu zaman, onun deryaları dolduran hatırına hoş gelmiş, göndereni övmek ve aralarında öteden beri süregelen dostluğu pekiştirmek için anılan elçi, pek çok iltifatlara, ikramlara mazhar olmuş, böylece öteki elçilerden daha üstün tutulmuştu. Ondan sonra Hamid, Aydın, Saruhan, Menteşe, Kastamonu ve Karaman Beylerinin elçileri hediyelerini sundular ve karşılığında armağanlarla sevindirildiler. Bunların arkasından vezirler, saltanat makamının beyleri, devletin ileri gelenleri rütbeleri ve görevleri sırasınca, imkânları, kudretleri ölçüsünde ayrı ayrı peşkeşlerini çektiler. Bunlar arasında Rumeli beylerinin önde geleni, baş tacı Evrenos Bey, Yusuf yaradılışlı yüz köle oğlan sunmuştu. Bu delikanlıların her biri, boylarının uzunluğu, vücudlarının tazeliği ile servileri kıskandırmakta, yeni açılmış gülleri çileden çıkarmakta idiler. On kişinin ellerinde halis altınla doldurulmuş gümüş tabaklar, onunun ellerinde de gümüş akçalarla dopdolu yine gümüşten yapılmış sahanlar vardı. Seksen delikanlı ise ellerinde ham gümüşten işlenmiş kadehler, ayağlar (Farsça: Kâse), şamdanlar, maşrabalar, ibrikler, su kapları getiriyorlardı. (…) Sultanları ve padişahları kıskandıran bu yüz köle delikanlı sunulduğu zaman, bilen bilmeyen herkes, bu yiğit beyin padişahlara lâyık peşkeşine aferin demiş, pek çok övgüler dizmişlerdir. Sultanın hizmetinde çalışan bir görevlinin gücü bu ölçüde olunca, onun kudretli hükümdarının imkânları ile gücünün ne derecede olacağı ve ne kadar yüksek bir mertebede bulunduğu, olayı görenlerin gözlerinde belirmiş oldu. Böylece bu neşeli cemiyet, sohbetler, tatlı tatlı görüşmeler içinde gönlün istediği gibi sürdü gitti. Eğlenceler, neşeler ve gösterilerle sona erdi. Düğüne gelen elçilere gerekli ilgi ve iltifat gösterildikten sonra, yurtlarına dönmeleri için bekledikleri izin verildi. Gazi Evrenos Bey’in peşkeşi olduğu gibi Mısır Sultanına gönderildi. Öteki hükümdarlara da kendilerine lâyık hediyeler, güzel armağanlar yollandı. Mısır Sultanına yollamış olduğu cins atlar ile savaş aletleri ise Evrenos Gazi’ye armağan edildi. Sultan sunulan öteki hediyeleri de cihad yoldaşlarına, umera-yı ecnada (yüksek rütbeli askerler), geride kalanları ise halka, özellikle suleha (salihler) ve ulemaya dağıttırdı. Böylece Hazine-i Âmiresine (Devlet hazinesi) bu gelenlerden bir parça bile koydurtmadı.

Davetlilerin düğüne gelirken birçok hediyelerle geldiği kaynaklarda yer alırken, bunlar arasında Gazi Evrenos Bey’in hediyelerinin çokluğuna özellikle dikkat çekilmektedir.


ayşeBu cömert velime (düğün yemeği, daveti) ve büyük cemiyet yerine getirildikten sonra, başta Kadızâde-i Rumî’nin dedesi olan Bursa kadısı Koca Efendi ve saygıdeğer eşi, Emir’i âlem olan Aksungur Ağa ve eşi, Çavuşbaşı oğlu Timur Han Çavuş, padişahın hareminin bazı yakınları, şanı yüce şehzâdenin dadısı, ayrıca has hademelerden binden ziyade adam gelini almak üzere Kütahya’ya yollandı. Sultanın temsilcileri Kütahya’ya yaklaşınca, Germiyan Beyi, ülkesinin ileri gelenlerini karşılamak üzere göndererek ağırlamada, ikram ve iltifatta titizlik göstermiş, gereken saygıyı eksiksiz yerine getirmekle karşılama törenini yapmıştır. Misafirlerin her birini şanına göre konaklama yerine indirmiş, herkesin değerine uygun yerler göstermiştir. Bu suretle ziyafetler çekilmiş, ev sahipliği görevinin gerekleri yerli yerine yapılmış, ondan sonra da düğün ve nikâh törenine geçirilerek neşeli toplantı başlamıştı. Padişahın temsilcileri, en önde gelenden, en sonuna kadar, ağır elbiselerle, bol armağanlarla memnun edilmiş, her birinin gönülleri alınarak tören gerekleri de tamamlanmıştı. Nikah şer’-i şerif gereğince kıyıldıktan sonra, Germiyan Beyi nişanlı, utangaç ve eyaletinin sevgili temiz kızını Bursa Efendisinin (kadısının) huzurunda gelen hanımefendilere teslim etti. Çeyiz olarak kızına verdiği kalelerin devir tarihini de belirledi. Germiyan Beyi kendi sarayında Çaşnigirbaşısı (Çeşnici, mutfaktan sorumlu olan saray görevlisi) olan Paşacık Ağayı düğün kafilesiyle beraber yollandı, onun hatununu da geline yenge olarak yoldaş eyledi. Aksungur Ağa ise teslim alınacak kalelerin korunma tedbirlerini aldıktan sonra, hep birden Padişahın başşehrine doğru yola çıktılar.” (GERMİYAN SARAYINDAN BURSA SARAYINA BİR GELİN GİDER:DEVLET HATUN, 2016, s. 62-65)

Devlet Sarayında Kütahyalı bir gelin olan Devletşâh Hatun ile Bayezid’in düğünü hakkında Âşıkpaşazâde ise, bu düğünle birlikte dostluk kurulduğunu, bolluk ve bereket içinde sofraların kurulduğunu, Osmanlı’nın zengin mutfağında çok yemeklerin pişirilip bir ay boyunca yenildiğini, fakirlerin giydirilip, açların doyurulduğunu, altın ve akçaların hediye edildiğini, savaş olmadığından dolayı halkın bu durumdan çok memnun olduğunu, düğünü tertip eden Sultan Murad’ında bu bolluk ve bereket günlerinde çok mutlu ve mesut olduğunu aşağıdaki beyitlerinde anlatmıştır.

Âşıkpaşazâde bu düğünün bir ay sürdüğünü belirterek düğünle ilgili manzum olarak şunları yazmıştır: Bu düğün kim Murad Han itdi kardaş

Yayıldı sofralar döküldü çok

 

Bir ay yinildi tamam dürlü ni’met Fakir ü gani vü hem yidi evbaş

Alemlü hil’atin çok geydiler halk Tonandı hep yalıncak rind ü kallaş

Kazan kaynadı çok koyun bişürdü Öküz kebabın ister oldı ferraş

Atalar eyledi altun u akça Hocalar gibi oldı cimri kulmaş

Rıza buldı kamu bu halk-ı alem Melül gitmedi halk olmadı savaş

Düğün kim eyledi o Gazi Hünkâr Yük-idi Aşıki bil sükkeri baş

Dua itdüm o demden bu güne dek

Ölinçe iderem du’ayı yoldaş (AKÇE, 2021, s. 43)


Velhasıl kelam, dillere destan olan bu kutlu devletlerin düğününü sizlerle paylaşmış olmaktan dolayı çok mutlu ve heyecan doluyum. Kaynaklarda karşılaştığım andan itibaren paylaşmadan geçemeyeceğim bu nadide husus umarım sizlerin de ilgisini çekmiştir. Nitekim Kütahya sarayında yetişen bir hanımın Osmanlı Devleti’ne giden yolculuğunda, sırlara vâkıf nice manevi anlamın da yüklü olduğunu, beyliğin Mevlevilikle bağlantısını düşününce tahmin etmek zor değil.

Zira arkamıza dönüp baktığımızda ya da bocalayıp sarılacak bir şeyler aradığımızda; minnet edecek bir tarihimiz, kültür mirasımız, zengin gelenek ve göreneklerimiz ve bunları anlatacak edebi bir hazinemiz olduğu için çok şanslıyız. Bugün hala yüzyıllar geçse bile bu topraklarda düğün geleneğimizi sürdürmemiz çok kıymetli bana göre. Sarıldığımız ve sarılabildiğimiz ne varsa bırakmamamız gerek. Kendimize yabancılaşmamız “çağa ayak uydurma” zırvalıklarıyla boğuştuğunda nefes almamızı sağlayacak tek şey kadim mirasın bize anlattıklarıdır. “Lisan varlığın evidir.” demişler; lisanım döndüğü sürece sizlere sarılabileceğiniz daha pek çok mevzuyu anlatmaya devam edecek ve yabancılık çektiğimiz o dağın pırıl pırıl akan sularından içmeye, kendi tarihimizle serinleyip kültürümüz ile doyacak cümleleri yazmaya devam edeceğim.

Ha bu arada, bu kutlu davetimize iştirak ettiğiniz için hepinize teşekkür eder; “Türk Kadını” nın her dönemde olduğu gibi kuruluş devrinde de Kütahya topraklarında devlete yoldaşlık ettiğini, adının hakkını vererek cihan devletinin analarından olduğunu unutmamanızı da temenni ediyorum.

KAYNAKÇA:

 

1)      Sema AKÇE, “BATI ANADOLU BEYLİKLERİNİN SOSYAL VE SİYASAL HAYATINDA KADINLAR” T.C. AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI, Aydın (2021)

2)      Hasan Basri Öcalan, “GERMİYAN SARAYINDAN BURSA SARAYINA BİR GELİN GİDER: DEVLET HATUN” U.Ü FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ, Yıl: 19 Sayı:30, 2016

 

 


Paylaş: 

Okur Yorumları

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Yaz